tümör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tümör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2019 Salı

BAVUL ACADEBİ

Beyin Tümörlerini Bulmak İçin Sıvı Biyopsi






Beyin omurilik sıvısında (BOS) tümör kaynaklı DNA'nın saptanması, bazı gliomlarda tümör ilerlemesini izlemek için kullanılabileceği görüldü. Gliomlar yetişkinlerde en sık görülen kanserli beyin tümörleridir. Bu yöntem ile sıvı biyopsi yaklaşımı hastalık sınıflandırması için beyin dokusunu örneklemeye  bir alternatif olabilir ve gliomlu hastaların tedavisine yardımcı olabilir.

Glioma ilerlemesinin izlenmesi, tekrarlanan biyopsiler gerektirebilir çünkü glioma genomu hastalığın seyri sırasında gelişir. Kan örneklerinde bu genetik bilginin saptanması zor olsa da, sıvı biyopsileri (cerrahi olarak beyin tümörü dokusunu çıkarmak yerine) almak, tümör DNA'sını analiz etmek için cazip bir yöntemdir. Ingo Mellinghoff ve meslektaşları, BOS'un gliomlu hastalarda daha kapsamlı bir tümör kaynaklı DNA kaynağı sağlayabileceğini göstermektedir.

Yazarlar, gliomlu 85 hastanın  yaklaşık yarısında (42) tümör kaynaklı DNA tespit edildi ve tümör boyutu, ilerlemesi ve hastalık sonucu ile ilişkilendirildi. BOS'da dolaşan tümör DNA'sı olan hastalarda ölüm riski dört kat daha yüksekti. BOS'da bulunan genetik materyal, tümör genomunun doğru bir şekilde temsil edilmesini sağlar. Tümör kaynaklı DNA'nın varlığının beyin tümörü ilerlemesinin erken bir göstergesi olabileceğini öne sürüyorlar.


Kaynak : https://www.natureasia.com/en/research/highlight/12836
Devamını Oku

25 Ağustos 2018 Cumartesi

BAVUL ACADEBİ

Bir Gen Birçok Kanseri Önleyebilir mi?





Tıp alanında yapılan araştırmalarda uzun zamandır P53 geninin kanseri önlemede önemli bir etkisi olduğu biliniyor ve hatta dünya da birçok kanserin bu gendeki mutasyonları içeriyordu.
 P53 geninin mekanizmasının anlaşılması kansere karşı savaşa dönüştürülebilecek potansiyelin farkına varıldı.

IFLScience yazılan üç sayfalık bir yazıda P53’ün bir çeşit kan kanseri olan B- hücreleri lenfomasını önleyen yol üzerinde çalıştıklarını belirten esas olarak MLH1,hücrelerde tümörleşebilen zarar görmüş DNA’nın onarılmasında etkili olduğu bulundu.



Uzun bir zamandan beri P53 baskılayıcı tümör gelişimin apaptozun (hücre ölümü) indüklenmesi olarak biliniyordu.

Bu hikayenin bir parçası olarak  P53’ün çoklu bir şekilde çalıştığı ve kanserleşen hücrelerden sadece birini öldürdüğünü buldular.

Diğer genlerin düzenlenmesinde P53 usta bir gen olarak görülebilir. Diğer bir işlevi de DNA’daki hasarı onaran hücrelerle birlik olup hücreleri boş yere öldürmemek.
P53 sadece kanserli hücreleri öldürerek çalışmıyor aynı zamanda bu hücreleri tamir edecek genler tarafından yönlendirilmeye tabi tutularak kurtarmanın ötesinde bir şeyler yapıyor.





Devamını Oku

5 Mayıs 2018 Cumartesi

Gamze oturak

Yeni anti-kanser silahı: nanoteknoloji !



Yeni anti-kanser silahı: nanoteknoloji
Nanoteknoloji Nedir?
Nanoteknoloji; atomların ve moleküllerin en küçük birimlerini ifade etmek ve maddeyi atomik boyutu ile kontrol etmek amacı ile kullanılmaktadır. Atom üstüne atom koyarak yeni maddeler oluşturmayı ve mevcut maddelerin moleküler yapısını değiştirerek yeni maddeler oluşturma çalışmalarını içermektedir. Eğer doğadaki atomik dizilim taklit edilebilir ya da kopyalanabilirse atomlar hareket ettirilebilir ve böylece birçok farklı madde oluşumu sağlanabilir.Bu teknolojiyle üretilebilecek birçok mikroskobik aygıtlar belki de damarlarımızda dolaşacak ve birer uzman gibi tedavi sağlayacaklardır. Nano boyuta sahip yapıların fiziksel özelliklerini anlaşılması ile yeni bir nanoskopik dünya ile bir köprü kurulabilir.

TÜMÖRLERİ HEDEF ALAN SAĞLIKLI HÜCRELERİ ETKİLEMEYEN NANO-PARÇACIKLAR GELİŞTİRİLDİ!


Shanghai’daki biliminsanları yürüttükleri araştırmada, kemoterapiye alternatif olarak tümörleri güvenli ve verimli bir şekilde, hastalara hiçbir yan etkisi olmadan tedavi edebilecek büyük bir gelişme yaşandığını açıkladı.

Kemoterapi, kanser tedavisinde uzun süredir kullanılıyor ve kanser hücrelerini öldürmek amacıyla, bir veya daha fazla ilaç karışımının hastanın kan dolaşım sistemine enjekte edilmesini içeriyor. Ancak, bu tedavi aynı zamanda sağlıklı hücreleri de etkiliyor ve bağışıklık sisteminin enfeksiyona karşı zayıf düşmesine, yorgunluğa ve saç dökülmesine sebep oluyor.
Çin Bilim Akademisi’nin bir bölümü olan Şangay Seramik Enstitüsü’nden bir gup biliminsanı, inorganik, toksik olmayan ve vücutta dolaşarak, sadece tümörleri hedef alan, sağlıklı hücreleri etkilemeyen nano-parçacıklar geliştirdiklerini duyurdu. Enstitü’nün başaraştırmacısı Shi Jianlin, laboratuvar fareleri üzerinde yapılan testlerde, tümörlerde yüzde 85 oranında küçülme gözlendiğini ifade etti.
Testler icin araştırmacılar, Fe3O4 ve bir nakil maddesi ve glikoz oksitleyici olan SiO2  nano-parçacıklarını farelerin damarlarına enjekte ettiler. Parçacıkların asidik ve yüksek glikoz içerikli ortamda tümör hücrelerini hedef alırken kimyasalların da tümör hücrelerindeki reaksiyonları tetikleyerek zararlı madde üretip hücreyi öldüreceğini belirttiler.
   
   

Shi, ekibinin Mg2Si isimli bir başka nano-parçacık daha yarattığını söyledi ve bu parçacığın sağlıklı dokunun nötr ortamına zarar vermediğini, yalnızca tümörün asidik ortamında reaksiyonu tetiklediğini ifade etti. “Bu reaksiyon tümör hücrelerindeki oksijenin büyük bir kısmını tüketecek ve bu hücrelerdeki damar sistemini bloklayarak, dışarıdan gelecek oksijen moleküllerini ve besin tedariğini engelleyecek. Sonuç olarak tümör hücreleri deyim yerindeyse açlıktan ölecekler” dedi.
Araştırma hakkındaki makaleler, Chemical Society Reviews, Nature Nanotechnology ve Nature Communications dergilerinde basıldı.
Chemical Society Review’de yapılan makale değerlendirmesinde, bu çalışmanın nano-parçacıkla tetiklenen hızlı kimyasal reaksiyonların kanser tedavisinde kullanımının güzel bir örneği olduğu ve yazarların uygulanabilecek farklı bakış açılarına vurgu yaparak bu konu hakkında eksiksiz bir fikir ve yöntem gelişimi sağladıkları ifade edildi.
Şangay’daki Fudan Üniversitesi’nin Huashan Hatanesi’nde hematoloji uzmanı olan Dr. Chen Quinfen, yeni tedavinin çok heyecan verici olduğunu dile getirdi. Dr. Chen, “Kemoterapi tedavisi sırasında ve sonrasında lenfoma ve lösemi hastaları, kan trombozlarının veya beyaz kan hücrelerinin azalmasından, karaciğer, böbrek veya sinir sistemlerinin zayıflamasından mustarip oluyor. Lösemi hastalarının yarısından fazlası kemoterapi sonrası yaşanan komplikasyonlar sonucu yaşamını yitiriyor” diye belirtiyor ve ekliyor, “Nano-parçacıkların temel avantajı, onların sitoplazmaya ve çekirdeğe girebilecek kadar küçük olmaları, ki bu da tedavinin daha kesin ve verimli olmasını sağlıyor.”
Shi yaptığı konuşmada, araştırmalarının henüz laboratuvar testleri aşamasında olduğunun ve gelecekte ekibinin klinik çalışmalar için en uygun yaklaşımı benimseyeceğinin altını çizdi ve ekledi: “Testler terapimizin tümör metastazını engelleyebildiğini kanıtladı. Umut ediyoruz ki, araştırmamız klinik olarak da katkı sağlayacaktır.”

KAYNAK:http://english.cas.cn/newsroom/news/201804/t20180413_191652.shtml
               https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2018/05/01/yeni-anti-kanser-silahi-                       nanoteknoloji/





















Devamını Oku