genetik yapı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
genetik yapı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ağustos 2018 Cumartesi

BAVUL ACADEBİ

Bir Gen Birçok Kanseri Önleyebilir mi?





Tıp alanında yapılan araştırmalarda uzun zamandır P53 geninin kanseri önlemede önemli bir etkisi olduğu biliniyor ve hatta dünya da birçok kanserin bu gendeki mutasyonları içeriyordu.
 P53 geninin mekanizmasının anlaşılması kansere karşı savaşa dönüştürülebilecek potansiyelin farkına varıldı.

IFLScience yazılan üç sayfalık bir yazıda P53’ün bir çeşit kan kanseri olan B- hücreleri lenfomasını önleyen yol üzerinde çalıştıklarını belirten esas olarak MLH1,hücrelerde tümörleşebilen zarar görmüş DNA’nın onarılmasında etkili olduğu bulundu.



Uzun bir zamandan beri P53 baskılayıcı tümör gelişimin apaptozun (hücre ölümü) indüklenmesi olarak biliniyordu.

Bu hikayenin bir parçası olarak  P53’ün çoklu bir şekilde çalıştığı ve kanserleşen hücrelerden sadece birini öldürdüğünü buldular.

Diğer genlerin düzenlenmesinde P53 usta bir gen olarak görülebilir. Diğer bir işlevi de DNA’daki hasarı onaran hücrelerle birlik olup hücreleri boş yere öldürmemek.
P53 sadece kanserli hücreleri öldürerek çalışmıyor aynı zamanda bu hücreleri tamir edecek genler tarafından yönlendirilmeye tabi tutularak kurtarmanın ötesinde bir şeyler yapıyor.





Devamını Oku

10 Temmuz 2018 Salı

BAVUL ACADEBİ

Beynin Moleküler Evrimi

Nörojenez, sinir kök ve projenitör hücrelerinden nöronların üretildiği bir süreçtir. En fazla doğum öncesi dönemde aktif olmaktadır.

Beyin gelişimi belirli bölgelerdeki ve hücre tiplerindeki genler ile yönlendirilmektedir. Bu genlerin ekspresyonu, yani DNA’ya gelen emirler ile bu parçalardan üretilen anlamlı ürünlerin yani proteinlerin üretilmesi anlamına gelir ve yine bu yolla belli zaman aralıklarında on-off (açık-kapalı) konuma gelen genlerin aktivitesi birçok gelişimsel fenomenin olduğu gibi beyin gelişiminin de temelinde yatar. Ancak şimdiye kadar bu aktivite sırasında, seviyesi, lokasyonu ve zaman aralığı ve de özellikle nörogenez sırasında kromozom üzerindeki bu açık-kapalı faz değişimleri bir harita ile açıklanmamıştı.
ATAC-seq adı verilen bir moleküler biyoloji tekniğinden yararlanan UCLA araştırmacıları nörogenez sırasında aktif olan beyin bölgelerini haritaladı ve bu veriyi, aynı beyin bölgelerindeki gen ekspresyonu verileri ile birleştirdi. Araştırmacılar aynı zamanda daha önce yayımlanmış olan kromozomlardaki katlanma kalıplarını ortaya koyan araştırmaların verilerini de kullandı. Kromozomal katlanıp açılma süreçleri genetik bilginin yazılıp okunmasını birinci dereceden etkilediklerini gösterdiler.

Tüm bu bilgiler bir araya getirilerek nörogenezin ardındaki temel düzenleyici ve yönetici elementler tanımlandı. EOMES/Tbr2 geni bunlardan birisi ve kapalı konuma geçtiğinde ileri düzeyde yanlış beyin gelişimine ve yanlış organizasyonel oluşumuna neden oluyor.
Araştırmacılar hedeflenen belirli genlerin rollerini tespit etmek için son yılların en önemli gelişmelerinden biri olan CRISPR teknolojisinden faydalandı. Bu teknik sayesinde de, DNA’nın belirli bölgeleri çıkarılıp, düzenleyici altyapısında yapılan değişiklikler ile o genin ekpresyonu ve dolayısıyla nörogenez üzerindeki etkileri yeniden belirlenebildi.
Araştırmacılar haritalama sayesinde ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan ve gelişen şizofreni, depresyon, ADHD ve nevrotizm gibi psikiyatrik bir takım rahatsızlıkların, fetüsteki beyin gelişimi sırasında yazılabileceğini ve temellerin bu kadar erken gelişimsel fazlarda atılabileceğini ortaya koydu. Hatta bir insanın entelekt potansiyeli ve yeteneklerinin sınırları dahi nörogenez sırasında, bir raddeye kadar belirleniyor.


Araştırmacılar tüm bunlarla birlikte, insan serebral korteksinin diğer primatlara oranla çok daha büyük olmasının ardındaki mekanizmayı da açığa çıkardı. Bir genom sekansı veya dizisi tanılayan araştırma ekibi, bu dizinin fibroblast büyüme faktörü ekspresyonunu değiştirdiğini böylelikle hücre çoğalması ve bölünmesinin ve hatta hücrelerin belirli görevler almasını düzenlediğini keşfetti. Bu genom sekansı farelerde ve diğer primatlarda bizde olduğundan çok daha az aktivite gösteriyor.
Devamını Oku

13 Mayıs 2018 Pazar

Gamze oturak

Anksiyete bozukluğu nedir ?

Hepimizin endişelendiği zamanlar olur ama bir süre sonra geçer. Endişe ve kaygı günlük hayatın ayrılmaz bir parçasıdır. Sınavda, işte veya evde ortaya çıkan sorunlardan dolayı gergin hissedebiliriz. Anksiyete bozukluğu ise sıradan bir endişe duygusundan çok farklıdır. Aslında bu, zihinsel rahatsızlıklardan oluşan bir gruba verilen genel isimdir. Çok sayıda anksiyete bozukluğu vardır. Örneğin fobiler, panik atak veya sosyal anksiyete bozukluğu.
Bütün anksiyete bozuklukları kişinin hayatını zorlaştırır ve baş edilmesi güç sorunlar yaratır. Anksiyetesi olan bir kişi için endişe ve korku duymak çok sıradandır. Olmadık yerlerde, beklenmedik zamanlarda anksiyete krizleri gelebilir. Gece boyu titreme ve kusma anksiyete hastalarının sık yaşadığı bir olaydır. Terapi ve ilaç tedavileriyle kısmen tedavi edilip hasta normal hayatına devam etse de anksiyete bozukluğu tam olarak bitmez. 

Herkeste Anksiyete Bozukluğu Olabilir

Anksiyete bozuklukları Amerika’da Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne (CDC) göre toplumda en yaygın görülen zihinsel rahatsızlıktır. CDC’nin verilerine göre kadınlar bu tür rahatsızlıkları daha fazla yaşıyor. Muhtemelen bunun temel sebebi kadınların duygusal yapılarının erkeklerden daha gelişmiş olması.

Başlıca 6 Tür Anksiyete Bozukluğu Var

Anksiyete deyince herkesin aklına kaygı bozukluğu geliyor ancak çok sayıda anksiyete bozukluğu vardır. Bunlardan bazıları genel anksiyete bozukluğu, panik atak, obsesif kompülsif bozukluk, sosyal anksiyete bozukluğu, belirli fobiler ve travma sonrası stres bozukluğudur. Bunların her biri başlı başına bir zihinsel rahatsızlıktır ama hepsi anksiyete bozuklukları çatısı altında toplanır. Bunların haricinde agorafobi, durumsal kaygı ve seçici dilsizlik de anksiyete bozukluklarından biridir.

Anksiyete Belirtileri

Anksiyete için belirli bir biyogösterge yok maalesef. Down sendromu gibi fazladan bir kromozom bulunması veya Alzheimer hastalığında olduğu gibi amiloid plaklarla anlaşılmıyor. Bazı belirtileri var ancak bunlar da bozukluğun türüne göre değişkenlik gösteriyor. Çoğu anksiyete türü 21 yaşından önce başlıyor. Genel olarak tüm hastalar kaygı ve uykusuzluk yaşıyor. Bunun yanında zaman zaman nefesin kesilmesi, terleme ve kalp çarpıntıları da anksiyete yaşayan bireylerde gözlenen diğer belirtiler.

Toplumda Ne Kadar Yaygın?

Anksiyete bozuklukları gelişmekte olan ülkelere kıyasla gelişmiş ülkelerde daha yaygın olarak görülür. Bugün özgürlükler ülkesi olarak adlandırılan Amerika Birleşik Devletleri yüksek kredi notu ve gelir seviyesiyle ekonomik olarak da gelişmiş bir ülke olarak kabul edilir. Ancak anksiyete bozukluklarının en yoğun görüldüğü ülke de yine Amerika’dır.

Anksiyete Bozukluklarının Nedenleri

Zihinsel rahatsızlıkların ardında tam olarak hangi etkenler yatıyor bilmiyoruz ancak bilim insanları bazı ipuçlarını yakalamayı başardı. Anne ve babamızdan aldığımız genetik yapı ve çevresel stres anksiyeteye neden olabiliyor. Ailesinde bir anksiyete geçmişi olan insanların bu tür rahatsızlıklara yakalanma ihtimali daha fazladır. Bunun yanında deprem gibi bir travma yaşayan veya sevdiği birisini kaybeden insanlarda da sonradan anksiyete bozukluklarından biri ortaya çıkabilir.

Anksiyete Bozukluklarına Karşı Ne Yapabiliriz?

Bilim insanları onlarca yıl boyunca anksiyete bozukluklarının beyin kimyasında ne gibi değişikliklere yol açtığını tespit etmeye çalıştılar. Araştırmalara göre tüm bozukluklarda serotonin seviyeleri düşük çıkıyordu. Serotonin ruh halini düzenlemede çok önemli bir nörotransmitterdir. Eksikliğinde kişiler hemen depresyona yakalanabilir. 2015 yılında Journal of Pharmacology‘de yayınlanan bir araştırmada anksiyete bozukluklarının ortaya çıkışından sonra serotonin seviyelerinin düştüğü ortaya çıkmıştır. Serotoninin düşmesi anksiyeteye yol açmıyordu. Psikiyatristler bu yüzden birçok anksiyete hastasına serotonin geri alımını engelleyen antidepresanlar tavsiye eder.
Doktorlar anksiyete bozukluğu tedavisinde genellikle şu 3 tedavi yöntemini kullanıyorlar: Psikoterapi, reçeteli ilaçlar ve tamamlayıcı sağlık uygulamaları. Bunlar meditasyon veya spor gibi kişinin ruh halini iyileştiren etkinliklerdir. Tedavinin nasıl olacağı kişinin hangi tür anksiyete bozukluğuna sahip olduğuna göre değişir.
Kaynak
-https://sinirbilim.org/anksiyete-bozuklugu/


Devamını Oku